Sıcacık bir Eylül gününden herkese merhaba. ''Havalar hiç soğumamıştı ki!'' diyenler için Burdur'da birkaç hafta önce yaza veda ettiğimizi belirteyim. Yaz gününden hallice bir sabaha uyanınca istemsiz mutlu oluyor insan. :)
Şüphesiz hayatımın en yoğun ve yorucu yılıydı 2018. Üniversite son sınıfta olmak, araya 6 aylık formasyon eğitimini sıkıştırmak, bir yandan okul sınavları, sunumları diğer yandan KPSS telaşı derken kitap okumaya ayırdığım vakitler; 30-35 dakikalık otobüs yolculukları ve kısacık dinlenme molaları oluyordu. Mezuniyetten sonra rahat bir nefes aldım hamdolsun.. Rahat bir nefesten kastım kurtuldum, bitti olarak anlaşılmasın. Kesinlikle her yaşın, her dönemin, yoğunluğun, telaşın, boş vaktin kendi içerisinde apayrı güzellikleri var. İnsan her döneminin kıymetini ve güzelce değerlendirmesi gerektiğini bilmeli. Velhasılı kelam, mezuniyetten sonra bir yıldır özlemini duyduğum kitaplara kavuştum. :) Aylık olarak kaç tane ve hangi kitapları okuyacağımı belirliyorum. Ayın başında kitapların hepsini alıp, kitaplığıma koyuyorum. Hepsi gözümün önünde olunca bir kitaba ne kadar vakit ayırmam gerektiğini biliyor ve oyalanmama konusunda daha iyi motive oluyorum. Eylül ayı henüz bitmediğinden ağustos ayı okuduklarımdan çok beğendiğim bu 3 kitaptan bahsetmek istiyorum. Beğenmediğim 2 diğer kitabı da yayınlasam mı diye düşünsemde olumsuz yorum yapıp, okusa beğenecek ve istifade edecek olanları etkilemek istemedim.
İlk kitap; ''Kalbimizin Baharı''
Yazarı Metin Karabaşoğlu. Kuran Okumaları Serisi'nin ilk kitabı. Öyle çok beğendim ki, meal okumadan önce bu kitabı muhakkak okumak gerektiğini düşünüyorum. Kuru kuruya okuduğumuz, dinlediğimiz Kuran ve meal bizi aldatmamalı. Sahih bir niyet taşımadıkça, samimiyet ve ihlasla yönelmedikçe, üzerinde düşünmedikçe İlahi kitabımıza gerçekten muhatab olamıyoruz. O samimi niyetin içimizde oluşmasına vesile olacak, Kuran ile ilgili farkındalık oluşturacak bu ve serinin diğer kitaplarını okumanızı tavsiye ediyorum. Kısa bir alıntı paylaşıp diğer kitaba geçiyorum;
'' O yüzden, şeytan asla Kur'anı okuyalım istemez. Okumamıza engel olamıyorsa bu kez, söz konusu dört ayete uyarak dosdoğru okuyalım istemez. Oysa, hepimizin hava gibi her an, ekmek ve su gibi her gün o Kelam-ı Ezeliye ihtiyacı vardır. Herşeyimiz ona bağlı. Şu fani dünyayı fena bir halde terketmeyip ebedi bir hayatın ve alemlerin Rabbiyle buluşmanın önsözü kılmamızın başkaca bir yolu gözükmüyor.''
İkinci kitap ''Nil'e Hayat Dersleri''
Yazarı Nil Karaibrahimgil. Hayata pozitif bakan, daima olumlu düşünen, kendisinin farkında olan, kendisine neyin iyi geldiğini bilen, mücadeleci, vazgeçmeyen, bir parıltıyla dolaşan insanları daima taktir ediyorum. En yakın arkadaşlarım tam olarak böyle insanlar. Nil Karaibrahimgil de yakınımda oturuyor olsaydı ona bir kahve ısmarlamayı isterdim, eminim konuşacak birçok ortak konu bulabilirdik. :) Yazılarında, şarkılarında, kitaplarında o olumlu tavrı öylesine hissettiriyor ki; bir başka bakmanın, her sabah güneşi selamlamanın, batan güneşe ''demek sayfayı çeviriyorsun, yarın görüşmek üzere'' demenin ne kadar mümkün ve huzur verici olduğunu farkettiriyor. Neredeyse baştan sona kitabın tamamının altını çizerek okudum. Alıntı paylaşmıyorum, tüm kitabı yazmaya kalkışmış olurum yoksa. :)
Üçüncü kitap ''Semerkant''
Yazarı Amin Maalouf. Bazı yazarlar için ne yazsa okurum dersiniz, Amin Maalouf da benim için öyle. Olayları birbirine bağlayışındaki ustalığı taktire şayan. Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının çevresinde dönen içiçe iki öyküyü barındırıyor. Bitirdikten sonra İran'ı, Semerkant'ı ve Taşkent'i gidip görmek, Ömer Hayyam'ı daha yakından araştırmak isteyeceksiniz. Çok sürükleyici, müthiş bir roman..
''Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye''
- Ömer Hayyam
Bu kitapları okursanız şayet sizlerinde yorumlarını merak ediyorum. Allah'a emanet olun, kitapla kalın. :)

Yorumlar